Kuruluşundan 14 yıl sonra Hrant Dink Vakfı ile güncel ve gelecek projeleri hakkında konuştuk. Azınlık gruplar ve hafıza odaklı projelerden ikisi ‘KarDes’ ve ‘Nefret Söylemi ile Mücadele’ kapsamında bu projelerin koordinatörleri Atom Şaşkal ve Yasemin Korkmaz ile görüştük.
Türkiye ve Ermenistan arasındaki tarihi çatışma, kökleri oldukça derinlere uzanan bir mesele olarak dikkat çekiyor. İki ülke arasındaki ilk yakın temaslar, Türklerin Anadolu’ya yaptıkları yolculukla başlamıştır ki bu sırada bazı Anadolu bölgeleri zaten Ermeni yerleşim yerleriydi.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş dönemi ve uzun süreli yönetimi sırasında, Osmanlılar ile Ermeni etnik kökenli vatandaşlar arasında çeşitli çatışmalar yaşanmıştır. Bu çatışmalar arasında, Ermeni İmparatorluğu’nu kurmak için gerçekleştirilen ayaklanmalar öne çıkmakta.
Ancak, günümüze kadar duyarlılığını ve gerilimini koruyan temel sorun, 1915’te Birinci Dünya Savaşı sırasında meydana geldi. Osmanlı İmparatorluğu, Ermeni vatandaşlarını, Enver Paşa’nın Ermenilerin Türkiye’nin doğu eyaletlerine Rusların işgalini kolaylaştırmak amacıyla Ruslarla iş birliği yapmakla suçlaması nedeniyle sürgüne gönderdi. Bu suçlamalar, Türk toplumu içinde büyük bir tepkiye ve Ermeni vatandaşlar hakkındaki olumsuz görüşlerin oluşmasına neden oldu.
Tarih boyunca yaşanan bu olaylar, günümüzde bile Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkileri etkileyen karmaşık bir bağlam oluşturuyor. Ek olarak, tarihi olaylara ilişkin farklı bakış açıları ve duygusal yükler, bu süreci zorlaştırmaya devam ediyor.
Söz konusu sürgün, özellikle Ermenistan ve diğer bazı ülkeler tarafından ‘soykırım’ olarak adlandırılarak derin bir tartışma konusu haline gelmiştir. Türkiye ise soykırım terimini resmi olarak kabul etmemekte ve Osmanlı İmparatorluğu’nun zorlu dönemlerindeki karmaşık durumları vurgulamaktadır. Bu konuda geçmişte Osmanlı İmparatorluğu arşivlerinin daha fazla incelenmesi için çağrılar yapılmıştır.
İki ülke arasındaki gerilimler, 6-7 Eylül 1955’te İstanbul Pogromu olayları ile daha da arttı ve körüklendi. Daha yakın bir tarihte, 2007’de, gazeteci ve editör Hrant Dink gündüz vakti suikasta uğradı. Adalet sistemi, ekstrem milliyetçi grupların cinayetle bağlantıları konusundaki soruşturmalarını ileri götürmemiş olmasına rağmen, kamuoyu suikastın ayrımcılık ve nefret kökenli bir sorundan kaynaklandığını düşünmekte.

‘KarDes’ Mobil Uygulaması:
Çok kültürlü Hafıza Turu Rehberi
Türkiye’deki azınlıkların durumunu daha iyi anlamak amacıyla, Hrant Dink Vakfı’ndan iki farklı proje sorumlusu ile görüşmeler yaptım. Bu kişiler, nefret söylemini ortadan kaldırmayı ve Türkiye’deki azınlıkların tarihsel bağlamı hakkında insanları bilgilendirmeyi amaçlayan iki farklı projenin koordinatörleri. ‘KarDes’ projesinden sorumlu olan Atom Şaşkal, bu projenin çok kültürlü bir hafıza turu mobil uygulaması olarak tanımlanan bir uygulama olduğunu belirterek, vakfın hedefleri ve mevcut projeleri hakkında bilgi verdi. İlk olarak, KarDes projesi, Türkiye’nin üç farklı şehrinde toplamda 34 turu içeren geniş kapsamlı bir mobil hafıza turu uygulaması. Bu turlar, tarihsel katkılarıyla birlikte, aynı zamanda bu anı duraklarının bilgilerini daha da pekiştirmek amacıyla videolar veya seslendirmelerle birlikte sunulmaktadır. Bu seslendirmelerde yer alan ve katkıda bulunan isimler arasında Ahmet Mümtaz Taylan, Yekta Kopan, Hayko Cepkin ve birçok diğer önemli isim bulunmaktadır.

“Silinmiş hafızayı tazelemeye çalışıyoruz.“
Vakfın geçmişi hatırlama ve unutmama odaklı çalışması, çalışmalarındaki kritik bir unsurdur. Bu durum, sadece Türkiye ve Ermenistan arasındaki mevcut durumdaki siyasi bir temelde değil, aynı zamanda bahsi geçen etnik grupların bakış açısıyla da anlaşılabilir. Siyasi ve toplumsal bakımdan bu halklar arasında karşılıklı bir nefret bulunmaktadır, fakat Hrant Dink Vakfı, ‘KarDes’ gibi uygulamalar yoluyla, bir zamanlar ortak deneyimleri ve ortak noktaları olan gruplara ve onları unutturmamak adına odaklanan projeler oluşturuyor. Ancak yukarıda bahsedildiği gibi, projeler sadece Ermeni etnik kökenli vatandaşlara odaklanmamakta, aynı zamanda Türkiye’de bir zamanlar yaşamış ve hâlâ yaşayan tüm azınlıkları kapsamaktadır.

Dijital Çağda Nefret Söylemi ile Mücadele
Ayrıca, vakfın diğer bir hedefi, nefret söylemi konusuyla ilgili. Nefret söylemi konuşması son derece tartışmalı bir konu, çünkü insanlar sözlerinin sonuçlarından bile haberdar olmamaları dolayısıyla nefret söylemi yaptıklarının bile farkında olmadan bunu yapıyor olabilirler. Ek olarak, nefret söylemi konusundaki ilk nokta farkındalık meselesi değil, temel sorun, bu belirli kelimelerin diğer etnik gruplara, cinsiyetlere, ırklara ve daha fazlasına yönelik nefreti yaymak için kullanılmasının etkisi olduğu gerçeğidir.

Hrant Dink Vakfı’ndaki Nefret Söylemi ile Mücadele projesinin koordinatörü Yasemin Korkmaz, projelerinin yeni ve geleneksel medyada nasıl değişiklikler yapacağını anlattı. Proje, nefret söylemini tespit eden ve kullanıcıyı bilgilendiren bir algoritma üzerine dayanmaktadır. Korkmaz, bu algoritmanın amacının sadece okuyucular için değil, aynı zamanda bir materyalin yazarı için de bir yardım aracı olarak hizmet ettiğini belirtti. Algoritma, sosyal ve yazılı medya materyallerinde arama yapmak için gönüllü olan kişiler tarafından desteklenmektedir, bu da algoritmaya beslenen veriyi artırmak için yapılmaktadır. Bu algoritmayı gelecekte yazılı ürünlerin gazetecilik yönü için temel bir araç haline getirmeyi umuyorlar.
2009 yılından bugüne düşündüğümüzde teknoloji kullanımının arttığını, özellikle de sosyal medyanın hayatımıza girdiğini görebiliriz. Bununla birlikte Facebook, Instagram ve X gibi günlük ve sürekli kullanılan platformlarda zararlı içeriklerle, nefret ve ayrımcı söylemlerle çok daha sık karşılaşabiliyoruz.

Aktarılan her şeyi özetlemek gerekirse, Türkiye’nin, ülkenin sakinleri olan azınlık grupları ile ilgili sorunları, tarihsel arka planı olmadan anlaşılamaz. Ve tarihinden bahsedilirken, bunlar derin köklü konular olmasına rağmen, bu sorunlarda yakın tarih de dikkate alınmalıdır. Bu olaylara sadece hesap vermek değil, aynı zamanda insanlara geçmişlerini ve yıllar içinde siyasi çıkarlar için düşmanlaştırılan etnik gruplarla olan eski bağlarını hatırlatmayı içermelidir. İşte bu nedenle Türkiye ve birçok diğer ülkenin, bir zamanlar nasıl olduğunu sonsuza dek hatırlamak ve yaşatmak için Hrant Dink Vakfı gibi kurum ve vakıflara ihtiyaç duyuyor.








