Ana sayfa KÜLTÜR & SANAT Orta Doğu’da Antisemitizm ve Kökenleri

Orta Doğu’da Antisemitizm ve Kökenleri

0

Mert Söyler, NMD&SOC
Antisemitizm ya da Yahudi karşıtlığı, tarihsel olarak Yahudiliğin doğduğu topraklar olan Orta Doğu kökenli bir fenomen olarak doğmuş, fakat sonrasında Hristiyanlık ile olan ilişkileri dolayısıyla Avrupa merkezli bir kimlik kazanmıştır. Modern zamanlarda yaşanmış en vahşi antisemitist hareket olan Yahudi Soykırımı’nı kuşkusuz hepimiz biliyoruz. Ancak bundan çok önce, Orta Çağ boyunca da Yahudiler, Avrupa’da gettolarda yaşamak zorunda bırakılmıştır. Kara Veba zamanında yüzlerce Yahudi, günah keçisi ilan edilip canlı canlı yakılmış ve çeşitli sosyal, ekonomik problemlerin kaynağı olarak görülmüşlerdir. İslam dünyasında ise Orta Çağ boyunca Yahudiler ve diğer gayrimüslim topluluklar zımmi (dhimmi) statüsünde yasal olarak tanınmış azınlık gruplar olarak Avrupalı dindaşlarına göre daha güvenli bir sosyal statüye sahiplerdi. Gayrimüslimlerden alınan cizye vergisi, tecrit edilmiş bölgelerde yaşamak, mahkemede bir Müslümanın şahitliğinin daha değerli olması gibi küçük düşürücü sosyal etmenler olsa bile genel olarak Yahudiler, İslam topraklarında “düşman” olarak görülmemiştir. Klasik İslam dünyasında Yahudilere bakış ve davranış biçimlerinde göze çarpan özellik onların önemsizliğidir. Hristiyan dünyasında ise temel anlatı, İsa’nın Yahudiler tarafından işkence edilerek öldürülmüş olmasıdır ve bu anlatı, dini antisemitik görüşlere yol açmaktadır. Hristiyanlıkta olduğu gibi temel İslami anlatılarda da Yahudi, düşman ve hain olarak görülür. Aradaki büyük farklılık ise İslami metinlerde Yahudinin düşmanlığı etkisizdir; hainliği ise yenilgiyle sonuçlanır. Muhammed’in biyografisinde Yahudiler
ona karşı gelir ama yenilgiye uğratılırlar ve İsa’nın çarmığa gerilme hikayesi de İslami yoruma göre bir yanılsamadır. Orta Çağ boyunca Hristiyan dünyası ile İslam dünyası arasındaki bu farklılıklar göz önüne alındığında, Avrupa’nın tarihindeki antisemit olaylar ile hesaplaşması ve bireyin kendini rahat bir şekilde antisemit veya Nazi ilan edememesine karşılık, Orta Doğu’da antisemitizmin yaygın olması ve resmi statülerce kolayca antisemit söylemlerde bulunulabilmesi ilginçtir. 2008 yılında yapılan bir araştırmaya göre Yahudiler hakkında olumsuz görüşlere sahip olanların oranı Lübnan’da %97, Ürdün’de %96, Mısır’da %95, Türkiye’de %76, Fransa’da %20, ABD’de ise %7’dir.

Günümüzde Arap ülkelerindeki tartışmaların antisemitik tonu sadece savaş halindeki toplumların duygu düzeylerinde yaşanan normal bir yükselmenin parçası mıdır? Yoksa, içselleştirilmiş ve Arap, daha genel olarak İslami dünya görüşlerinin en azından şu anki evresinin parçası haline mi gelmiştir?

İslam dünyasında Yahudilere karşı olan tutumun değişimini izlemek için 19. yüzyılın ikinci yarısına gitmek gerekiyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun birkaç yüzyıldır süren zayıflama süreci ve Avrupa imparatorluklarının Orta Doğu’daki etki alanlarının artması, Müslümanların kendilerini zayıf, tehdit altında hissetmeye ve gayrimüslim halklardan iyice şüphelenmeye başlamalarına sebep oldu. Hristiyanlığın “düşman Yahudi” anlatısı ve modern tarzda ırkçı antisemitik literatür de bu tarihlerde İslam topraklarına girmeye başladı. Tarihçi Bernard Lewis, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa kaynaklı antisemitik eserlerin, Orta Doğu’daki Hristiyan azınlıklar tarafından çoğunlukla Fransızca’dan çeviri olmak üzere Beyrut bölgesinde yayınlandığını örneklerle gösteriyor. Aynı dönemde Yahudi asıllı Yüzbaşı Alfred Dreyfus, sonradan suçsuz bulunmak üzere, Fransız ordusuna ve milletine ihanet suçlamasıyla yargılanıyordu ve Avrupa’da, özellikle Fransa’da toplum arasında ırkçılık ve antisemitizm oldukça yükselişteydi. Bu yüzden dönemin antisemitik eserlerinin Fransızca üzerinden geçmesi bir rastlantı değildir; fakat çevirilen bu eserlerin Arap dünyası üzerinde o dönemde pek etkisi olmamıştır. Ancak İsrail devletinin kurulması ile sayısı artacak olan Arapça antisemitik literatürün ilk tohumları bu dönemde atılmıştır.

Bernard Lewis’e göre 1945’ten itibaren Avrupa’da ve ABD’de antisemitik literatür çoğunlukla fanatik, küçük çevreler tarafından yayımlandı ve okundu; etkisi sınırlıydı.

Arap dünyasında ise antisemitizm, Arap- İsrail savaşları ile beraber neredeyse Nazi Almanyası’nda olduğu kadar Arap entelektüel yaşamının bir parçası haline gelmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupalıların Orta Doğu’da artan etkisi, Filistin bölgesinin İngiliz mandası haline gelmesi, milliyetçiliğin Arap entelektüelleri ve toplumu içindeki yükselişi ve 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu ile Filistin’in Yahudilerin Ulusal Yurdu ilan edilmesi, Orta Doğu’da Yahudiler ve Araplar arasındaki gerginliği arttırdı. Eski düzende önemsiz ve korkak görülen Yahudiler artık Orta Doğu’da bir devlet sahibi olmaya ve bölgedeki diğer siyasi gruplara rakip haline gelmeye başladılar. İkinci Dünya Savaşı sürecinde de Filistin’e göç eden Yahudileri durdurmak için Mihver’in faşist partileri ile iletişime geçen bazı gruplar, ırkçı antisemitik ideolojinin ve literatürün bölgede güç kazanmasını sağlamıştır. Savaş sonrasında antisemitizm Avrupa’da gücünü önemli ölçüde kaybetse de Orta Doğu’da etkileri güçlenmeye devam etmiş, özellikle sonradan bölgede önemli politik figürler haline gelecek olan Baas partileri, Müslüman Kardeşler arasında yaygınlaşmıştır. Avrupa antisemitizminin teolojik ve ırkçı versiyonları İslam geleneğine, kültürüne yabancıdır. Ama şaşırtıcı bir şekilde Nazilerin ve öncüllerinin literatürü, uydurmacaları içselleştirilmiş ve İslamileştirilmiştir. Ana temalar -uydurma Talmud alıntıları, ayin cinayetleri, kuyuları zehirleme, masonik komplo teorileri ve dünyayı ele geçirme planları- varlığını korumaktadır.

Orta Doğu’daki antisemitizmin, Hristiyan anlatılardan etkilendiği, sosyal gruplar arası ekonomik ve siyasi rekabetler nedeniyle körüklendiği ve 20. yüzyılda yaşanan Arap-İsrail savaşları ve sonrasındaki siyasi gerilimler yüzünden yaygınlaştığı açıktır. Siyasi mücadelelerin rakipler arası ırkçı söylemlere varması, barış sürecini zora sokmakla beraber toplumların bir arada yaşayabilmesine büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Barış, hükümetler arasında müzakere edilir ve imzalanır, ama halklar arasında yapılmadıkça donuk ve resmi kalacaktır.

Kaynaklar

[1] Pew Global Attitudes Research, Eylül 2008, s. 13
[2] Bernard Lewis, Semitizm ve Anti-Semitizm: Çatışma ve Önyargıya Dair, İstanbul: Everest Yayınları, Mayıs 2004, s. 141-142

[3] Bernard Lewis, a.g.e., s. 288-289

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.