CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun diplomasının iptali ve yolsuzluk soruşturması kapsamında 19 Mart’ta gözaltına alınmasıyla başlayan protestolar ve ardından gelen tutuklamalar, yeni hak ihlali iddialarının gündeme gelmesine neden oldu.
İHD ve İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 19 Mart’taki eylemlerde gözaltına alınan en az 1.879 kişiden 301’i tutuklandı. Bu kişiler arasında çok sayıda üniversite öğrencisi de vardı. Nisan ayında bir kısım öğrenci “sınav takvimi” gerekçesiyle tahliye edilse de anlatılanlar, tahliye sonrası da yaşanan mağduriyetleri ortaya koyuyor.
Tutuklulukla başlayan bu süreç avukat Onur Cingil’e göre,”birden fazla hak ihlalinin iç içe geçtiği bir tablo”. Cingil Anayasa’nın 34. maddesinde “herkesin önceden izin almaksızın silahsız ve saldırısız gösteri yapma hakkı” olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca ona göre tutuklamalar yoluyla kişi özgürlüğü ve güvenliği de doğrudan hedef alınıyor.

(Görsel: Şimal Kadıoğlu)
“Eğitim hakkı gözardı ediliyor”
Ancak gözaltı ve tutuklamalar sorunların sadece bir parçası. Cingil’in aynı zamanda “eğitim hakkı ihlali” olarak tanımladığı bu süreç, öğrencilerin transkriptlerine başarısızlık notu olarak geçiyor. Cingil, bu süreci şu sözlerle özetliyor: “Eğitim hakkı ihlali belki göz ardı ediliyor ama haksız şekilde tutuklananlar vizelerini, finallerini kaçırdı. Günün sonunda davalar beraatle sonuçlanıyor ama geri dönüp baktığımızda uzayan okullar ve girilemeyen sınavlar kalıyor.”
Bu sürecin örneklerinden biri, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü öğrencisi Ayşegül Kulakoğlu. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla tutuklanan Kulakoğlu, yaşadıklarını bir “geride bırakılma” hikâyesi olarak yorumluyor: “İçerideyken sınav notlarımın geç gelmesi ve telafisi olmayan süreçler nedeniyle kaldığım dersler oldu. Bu, sistemin sizi geride bırakma biçimiydi.”

(Görsel: Ayşegül Kulakoğlu)
“Burada ölürüm ve başınıza kalırım”
Kulakoğlu için cezaevi süreci sadece akademik bir kesinti değil, aynı zamanda bir hayatta kalma mücadelesiydi. Şeker hastası olan Kulakoğlu, ilacına ancak ceza infaz memurlarına “burada ölürüm ve başınıza kalırım” demesi sonucunda ulaşabildiğini anlatıyor. Bayram tatiline denk gelen tutukluluk bürokratik sorunlara yol açıyor. Hijyen ürünlerine erişim kısıtlılığı yeni sorunlar doğuruyor.
Kulakoğlu, “çıktıktan sonra bir süre sabaha karşı ‘yine polis gelir mi?” diye uyanıp uyuyamadığım zamanlar oldu” diyerek yaşadığı travmayı dile getiriyor. Kulakoğlu tutukluyken babasının geçirdiği kalp krizi geçirdiğini aktarıyor. Babasının kendisine erişemediğini, kendisinin öldüğünü sandığını, bunun bir travmaya dönüştüğünü söylüyor.

(Ayşegül Kulakoğlu’nun tutuklanmasına dayanak gösterilen görsel. Kaynak, Ayşegül Kulakoğlu.)
“Cinayet hükümlüsü 60 günde çıktı, ben 66 günde çıktım”
Bir başka örnek ise Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Bölümü öğrencisi Ege Arifoğlu’nun yaşadıkları. Arifoğlu tutukluluk süresini bir benzetmeyle yorumluyor: “Koğuşta cinayetle suçlanan kişi 60 günde çıktı, ben 66 günde çıktım.”
Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla tutuklanan Arifoğlu, kanıt gösterilen videoda ağzının bile oynamadığını söylüyor Hukukta ispat yükü iddia makamındayken; Arifoğlu, işlemediği bir fiilin “yokluğunu” ispat etmek durumunda kaldı. Savcının kendisine yönelttiği “Seni niye tutuklamayayım, bir sebep ver” sorusuna, bir hukuk öğrencisi olarak şu yanıtı vermiş: “Çünkü tutuklanmak ekstrem bir durumdur. Yasalar çerçevesinde anayasal haklarımı kullanarak oradaydım.”

(Görsel: Şimal Kadıoğlu)
Arifoğlu, tutukluluk süreci boyunca vize ve final sınavlarını kaçırdı. İkinci sınıfı yeniden okumak zorunda. Bir hukuk öğrencisi için yaşadıkları, akademik kaybın ötesinde bir anlam taşıyordu.
“Babaannemin cenazesine katılamadım. Tutukluyken vefat etti, haberim bile olmadı” diyen Arifoğlu, tahliye sonrası adaptasyon sorunları yaşadığını da aktardı: “Çıktıktan sonraki ilk iki hafta çok farklıydım. Yemek yiyemiyordum, birkaç gün yemek yemeyi unuttuğum oluyordu.”

(Ege Arifoğlunun’nun tutuklanmasına dayanak gösterilen görsellerden biri. Kaynak, Ege Arifoğlu.)
“Yatarı olmayan suçtan tutukluluk”
Avukat Onur Cingil’in deyimiyle “yatarı olmayan suçtan tutukluluk”, bugün bir yönetim pratiğine dönüşmüş durumda. Saraçhane’nin ardından devam eden eylem ve protestolarda, MESEM programını protesto ettikleri gerekçesiyle 16 öğrenci 22 gün tutuklu kaldı. Bunlara gözaltı sırasında darp ve taciz iddiaları da ekleniyor.
Haber ve fotoğraflar: Şimal Kadıoğlu
Katkıda Bulunanlar: Ayşegül Kulakoğlu, Ege Arifoğlu, Onur Cingil








